Siemens

Siemens Sanat

Viatico/Yolluk

"Viatico" vedalaşma sırasında yola giden kişiye verilen şeyleri adlandıran modası geçmiş İtalyanca bir sözcüktür. Muska, özel bir armağan, şükran ifadesi, yiyecek veya bonservis gibi basit şeyler olabilir: Taşınması kolay, manevi veya maddi anlamda değerli, geride bırakılan yaşamın anılarıyla dolu, yolcuyu seyahatin güçlük ve tehlikelerinden koruyan herhangi bir şey olabilir.

Antik Roma'da viaticum, yol harçlığı dışında yolcuya verilen moral desteği de ifade ederdi. Ortaçağ Hıristiyan geleneğinde ölümün eşiğinde, son yolculuğuna çıkmak üzere olanlar için yapılan törenlere viaticum denirdi. İtalyanca viatico sözcüğü tüm bu kavramsal çeşitliliği günümüze kadar korumuş; içerdiği hüzün, konfor ve himaye anlamını belirsiz hale getirmiştir.

Açlık ve savaş gibi çileler bir yana bırakılırsa, günümüzdeki yolculuk fikri metaforik ve sembolik anlamlarını yitirmiştir. Hızlı ulaşımın popülerlik kazanmasıyla günümüzdeki yolculuk kavramında anlam başkalaşmıştır. Yüksek hızda hareket edebilmek ve esin dolu anlar, yaşama arzusu ve duyusal doygunluk beklentisini kısa devreye uğratır. Hac fikrinin yerini boş zaman ve tatil almıştır. Çağdaş yaşamın birçok alanı, gelip geçici memnuniyetlere saplanıp kalmış insanın mücadelesini yansıtır. Seyahat acentesi broşürlerinde gördüğümüz uzun palmiye ağaçlarının gölgelendirdiği bembeyaz plajları düşünün: Mutluluğun yavan ve cansız resmi. Nereye giderseniz gidin düşlerinizden öteye gidemezsiniz; ancak gördüğünüz düş başkasına aittir ve ticari metaya dönüşmüştür. Hemen herkesin seyahat edebildiği bir çağda gerçek yolculuk hiç başlamıyor gibidir.

Sanata gündelik yaşam yolculuğunun viatico'su olarak bakmak bu serginin ana temasını oluşturmaktadır. Gündelik yaşamın tehlikelerinin, hepsinden öte, arzuyu ticari metaya dönüştüren baskının neden olduğu anlam yitimi karşısında sıkıca tutunduğumuz sanat yapıtlarıdır.

Bu kavram ve fikirleri araştırmak üzere Roma'dan Elisabetta Benassi, Milano'dan Letizia Cariello ve Venedik'ten Delfina Marcello'yu davet ederek yapıtlarını Siemens Sanat'ta sergilemelerini istedik. Üç İtalyan sanatçısı gündelik deneyimleri araştırıyor ve özüne nüfuz etmeye çalışıyorlar. Sıradan olan sıradışılaşıyor, aradaki farkı yaratan nasıl baktığınız. Gözlem ise dikkat ve sabır. Ayrıntılar belirginleşiyor, benzerlikler vurgulanıyor. Yapıtları anlaşılır ancak yine de farklı derinliklerde okumalara açık gizlerle dolu. Patırtı gürültü yapmadan sarsıyor ve mücadeleye davet ediyorlar. Zor bir erginleme serüvenine dönüşebilecek yolculukta izleyiciye aheste bir şekilde rehberlik ediyorlar. Ama yine de her şey izleyicinin, dikkatini nerede yoğunlaştırdığından kişisel deneyimine ve pek tabii ki anlam derinliklerine inmeye ne ölçüde istekli olduğuna bağlı.

Elisabetta Benassi, duygusal içeriği ve sembolizmi güçlü kısa öykülerini sahnelerken video'dan yararlanıyor. İtalyan geleneği ve kültürel mitlerine gönderme yapan öyküleri, sanatçının kişisel, cana yakın okumalarıyla evrensel bir nitelik kazanıyor.

Gösterimdeki yeni yapıt Bir Lira için Tüm Düşlerimi Satarım (Per Una Lira io Vendo Tutti i Sogni Miei, 2009) aslında biçim değiştirmiş gerçek bir İtalyan sikkesi. Sanatçı, oyarak, sikkenin üzerine tipik bir İtalya şekli çiziyor. Yapıt, adını 70'lerde Lucio Battisti'nin söylediği popüler şarkıdan alıyor. Düşlerini ucuza satmak gerçekliğin yüküne teslim olmaktır - sanatçının başvurabileceği son çare! - belki de aşırı kendine güven: Düş üreticisi ucuza satmasını da bilir. Çoğu zaman Benassi, videolarının izleyicide sahneye fiziksel olarak girebileceği duygusu yaratacak kadar büyük boy projeksiyon olarak gösterilmesini tercih ediyor.

Bu sahnelerden biri olan Serap #3 (Mirage #3) (DVD, 3', 2005) izleyicinin sokak lambası ayrıntısı olduğunu sonradan keşfettiği ağır bir gündoğumunu betimleyen andante largo temposunda sesiz bir anlatı. Her ikisi de bir ışık kaynağı ancak ne kadar farklı bir duygu! Bu hoş sürpriz - herhangi bir özel efekt kullanılmadan - kameranın doğal hareketiyle izleyicinin resmin bütününü keşfetmesiyle açığa çıkıyor. Sanatçı gündelik durumlarda yanılsamaları gözlemler ve sonuç olarak, görsel kayıtları yeniden değerlendirebilme ve bağlama göre yargıda bulunma yeteneğimizle oynar. "Yapıtlarımda sıklıkla işlediğim gibi, gerçeklik, bakış açısına göre değişir; yani sihir ve şaşırtıcı görüngü çevremizdeki dünyanın aslına sadık, taviz vermeyen bir resmidir" diyor Benassi. Hiçbir şey aslında göründüğü gibi değildir, ancak "göründüğünden başka bir şey olmak" şeylere tuhaf bir yalnızlık duygusu verir. Sanatçı bize yazdığı kişisel mektuplarından birinde "olumsuz hali, yitirilmiş veya eksik bir şey olarak göstermek" istediğini belirtmektedir.

Letizia Cariello, fotoğraf, resim, nakış, heykel ve uzamsal kurgulama gibi farklı araçlarla çalışıyor. Yazılı veya nakşedilmiş sayılar sanatçının tüm yapıtlarında tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. Bu sayılar takvime ait - tarihleri hatırlamak için, belki de sevdiklerimizin doğum günleri, kim bilir? - ya da yapılacak şeyler ya da alışveriş listesi? Bu listelerin gizemli dokunaklılığı biraz da öngörülemeyen düzenlerinden geliyor. Ne anlama geldiklerini bilemiyorsunuz, sayısal diziler büyülü sözler gibi gözünüzün önünden geçiyor: Anlaşılmaz, ancak güçlü ve yıldırıcı. Gösterim için seçilen eserler arasında heykelcikler, fotoğraf ve yerleştirme çalışmaları yer alıyor. Gündelik hayata ait durum ve verilerle başlayan mini sahneler alegorik bir anlam kazanıyor.

Seyahat Değneği (Bastone da Viaggio) gösterinin temasıyla aynı frekansı tutturan şiirsel bir anlatı. Şeylerin benzeşmezliğiyle yüklü seyahat değneği, kederi arkada bırakıp maceralara atılan, tek arkadaşı ve tesellisi sadık değneği ve çıkını olan öksüzlerin çocuk kitaplarındaki tasvirlerini anımsatıyor. Katolik İspanyol tapınağı Santiago de Compostela'ya giden uzun hac yoluna göndermede bulunan bir deniz kabuğu (tapınağın koruyucu meleğinin sembolü deniz kabuğudur); geride bırakılan yolu işaretlemek ve dönüş yolunda yol göstermesi için kullanılan bir torba dolusu çakıl taşı, kitabesinde tüm yolculukların son menzilinin anlayış olduğunu ve anlamın sözcüklerle taşındığını anımsatan yürüyüş ayakkabıları.

Yerleştirme ve heykel arasında duvara yaslanmış Büyük Tozalıcı (La Grande Spolveratrice) duruyor. Pirinç menteşe, eski duvar kağıdı parçaları, bez önlük, midye kabuğunu andıran birkaç tavus tüyü süpürge gibi farklı, bağdaşmaz malzemeler olasılıkla daha önce hiç görmediğiniz bir kompozisyon oluşturuyor. Süper hızlı temizlik yapmaya - ya da uçmaya - hazır kanatlı ve başsız bir ev kadını; Leonardo da Vinci tasarımı çılgın bir makineyle Japon çizgi film süper kahramanı arası, sıra dışı bir yaratık.

Beyaz bir rafta, iki küçük porselen sürahi saplarından iple bağlanmış. Başlık: Bir Damla Bile Değil (Not Even a Drop). Tertipsiz çocuklara verilen anne öğütlerini anımsatıyor. Sürahiler saplarından sıkıca bağlanmış, ayrılmalarından ve ayrı nesnelerin anlamsız okyanusunda sonsuza dek kaybolmalarından korkuluyormuş gibi bir arada tutuluyorlar. Sergi girişinde ziyaretçileri, aynı iki sürahiyi gerçekte olduklarından daha büyük gösteren bir fotoğraf karşılıyor. Ziyaretçi daha sonra üst kattaki odaya geçtiğinde fotoğraflanan nesnelerin gerçekte ne kadar küçük olduğunu görerek şaşırıyor. Görüntülerin sadakatsizliği hakkındaki bir yorum. Neredeyse barok, şaşırtıcı bir etki.

Delfina Marcello, incelikli öykülerini alegori (sanat yapıtının sentetik anlamı) ve kaos (duyuların tüm olası ve olası olmayan yönlerde patlaması) arasında bir yerlerden anlatıyor. Delacroix Paris'te (Delacroix   Paris) adlı filmde Marcello, Venedik sarayındaki üç kadının yaşamını neredeyse belgesel niteliğinde kaydediyor. Kadınlardan ikisi, eski doğu bloğu ülkelerinden gelen genç işçiler; biri yaşlı hanımın hizmetçisi, diğeriyse hemşire. Günlük eylemler her üç kadının yalnızlığını ve aralarındaki sessiz duygusal bağı açığa çıkartıyor. Yaşlı hanımın ölümünden sonra bile zaman bezdirici bir yavaşlıkta akmaya devam ediyor. Marcello'nun Siemens Sanat için çekmekte olduğu ve ilkinin devamı niteliğindeki Su Üzerinde (On Water) filminde kamera, bu iki genç kadından birini fahişe olarak sürdürdüğü yaşamında, Venedik'te takip ediyor. Venedik'in güzellik ve dinginliği, kadına mutluluk ve esenlik getirmiyor.

Marcello'nun filmleri duygusal olarak yüklü ve diyalogsuzdur. Profesyonel aktör kullanmayan sanatçının filmlerinde, film öyküsü sıra dışı durumlar yarattığında bile günlük eylemler ön plana çıkmaktadır.

Aşk Aksesuarları (Love Accessories) adlı filmde Marcello, limon ağacı ve bir köpekle birlikte kendisi de rol almış. Bir kadın, bir hayvan ve bir bitkiden oluşan temel bileşenlerle Marcello, Cennet Bahçesini kendi apartmanında minimal düzeylerde canlandırmış. Öykü, bir sahne kurgusuna dayansa da, nesneler pek açığa çıkmayan duyguyla yüklü. Filmden alınan bir dizi kare, hem yapıta dair eleştirel bir yorum hem de otonom bir çalışma niteliğinde - Aşk Aksesuarları I, II, III, IV, V ve VI - slayt gösterisi olarak izleyiciyle buluşuyor. Videodan alınan özgün görsel malzeme biçim değiştirmiş olarak karşımıza çıkıyor: Verniklenmiş, imkansız renklerin tuhaf ışığına daldırılmış izlenimi veriyor. Hareketle temsil edilen eylem değerini hareketin niteliğinden alır: Enerjik veya dingin, aheste ya da çabuk vb. Eylemin durağan bir resimdeki temsili, daha farklı, soyut ve ussaldır. Aynı görsel malzemeden alınmış olmalarına karşın (bu slayt'lar video karelerinden alınmış) atmosfer ve sonuçta ortaya çıkan anlatı büyük farklılıklar gösteriyor. Bu açıdan, hareketsiz ve hareketli resimler arasındaki ilişki nazım-nesir ilişkisine benzetilebilir gibi görünüyor.

Sanatı takdir ederken duyulan şaşkınlık, özgün fikir veya daha iyi bir ifadeyle, "ilk duyguyla" ortaya çıkan ürün ve "sanatsal şey" arasındaki yitik bağın ürünüdür. Hep bir tür sihri andırır. Sanat, gücünü ve halesini buradan alır.

Iki veya üç boyutlu resimlerin çoklu yansımalarında, uzamsal kurgu sahneleri ve fotoğrafta büyütülmüş halleri arasında veya video karesinden basılan fotoğraflarla video arasındaki diyalogda, sanat yapıtlarının, geride bırakma kavramının morfolojisine getirdiği çok anlamlılığı görüyor; nihayetinde birer seyahat aracı haline gelebileceklerini, şamanik nesneler ve avutucu çareler olabileceklerini anlıyoruz.

Tüketicilikten kaçınmayı amaçlayan bir sanat, viatico'da içerilen fikirlerinin çağdaş bir versiyonu'nu; erginleme olarak yolculuk fikrini, her insanın yaşamının korunması ve aydınlatılması gereken bir yol olduğu fikrini barındırabilir. Yolluk, izleyici/yolcunun fiziksel anlamda bir yerden başka bir yere hareket etmeden yüzeydeki gerçekliğin ötesine geçmesine izin verilebileceğini telkin eder. Bu serginin kendisi de bir yolculuktur: Sanat yapıtlarının ve sanatçıların İtalya'dan İstanbul'a yaptıkları yolculuk. Anlam değişimi: Taşınan anlam (trans-lation). Sergilenen sanat yapıtları da taşınabilirliklerine göre seçilmiştir: DVD'ler fotoğraflar, küçük veya yükte hafif uzamsal kurgulamalar. Kabin - Çanta - Sanat. Sanatın lütfu kendisindedir: Sanat, geleceğin belirsizliğine yaptığımız yolculukta hepimiz için, o kıymetli viatico'dur.

Vittorio Urbani

PDF Kayıt Formu