Modernliğin doğuşuyla bireyciliğin büyük toplumsal değişimi gerçekleşmiştir. Modern birey her şeyden önce devingen bir insandır. Dizginlerinden kurtulan uzmanlık, bireysellik vasıflarına sahip bu devingen tipolojinin, toplumda kolayca yer edinebilmesi için kendisini eski bağlarından kurtarması yeterli olabilirdi, ancak bütün bunların bir bedeli vardı... Richard Sennett "Ten ve Taş, Batı Uygarlığında Beden ve Şehir" kitabında, beden ve toplum arasındaki paralelliği sosyobiyolojik form olarak ele almakta: Güçlü, içten bir bağlılık bireyde bağlanma riski yaratır. Modern insan bulunduğu ortam için fazla bir şey hissetmemelidir ki başkalarının yorumları onun bağımsızlığını tehdit etmesin.
Serbestçe var-olma arzusu, bireyin içinde yer aldığı toplumun duyusal talepleri ile kendisi arasında mesafe koyduğu için, modern, devingen birey bir tür dokunma krizine uğramış durumdadır. Devinim, bedenin duyarsızlaşmasına yardımcı olmaktadır. Bu duyarsızlaşma, insanı şehvani günümüz toplumsallığının hızlı devinimine ve toplumsallığın nötr mekanlarına teslim etmektedir. Devinim halindeki dünyevi beden, ya içinde hareket ettiği toplumla-yerle bağlarını yitirme riskine girecek ya da diğerlerine karşın kayıtsızlık etiğinin yarattığı, özne için duyuları uyaran bir toplumsallık geliştirilecek... Dr. De Mondeville bu kayıtsızlık etiğine karşı, diğerleri için merhamet tepkisi (senkop) veren; yaralı organların ıstırabını gidermek için bedenin diğer organlarının ısı ve kanlarını onlara göndererek yardıma koştuğu gibi, bu tepkinin bedenler arasında da geliştirilebileceğini ifade etmekte. Acı çeken bir beden içinde gelişen bu merhamet mekanizmasının bedenler arasında da geliştirilebilmesi, ruhları tarafından terk edilmiş - mesafeli bedenleri huzura kavuşturacak sosyobiyolojik ahlaki formlar geliştirme sorumluluğunu bizlere yüklemektedir. Başka bedenlerde tanık olunan acıdan duyulan korku kalplere merhamet verir: Başkaları için üzülmek; melankoliktir - başkalarını sevme deneyimi, acılarını kendi acıları gibi görmekten geçer. Bu acı, içe dönük, tefekküre dayalı, haysiyetli bir melankoliyi ifade etmektedir.
Yukarıdaki tematik açılımın dışında, sergide yer alan sanatçıların ortak özelliği, görüntünün cazibesine çizginin (desenin) etkinliğiyle mesafe geliştiriyor olmalarıdır.
Sanatçılardan Müge Akçakoca'nın çalışmalarının içeriği, başkalarının bizim acılarımızdan anladıkları kendileri için olandır/başkalaşmış olandır/ mesafelendirilmiş olandır...
Andrey Bakx, hassas kişiliği ile kırılganlığın, merhamet ve ince hislerin bu zalim dünyada korunmaya muhtaç olduğuna vurgu yapıyor.
Eski uygarlıklarda tekrar eden hediye ritüellerinin kurduğu sorumluluğu taşımak, aldığından fazlasını bağışlamak ve varlığın yokluğa doğru azalması gibi kavramsallığa dayalı bir pratik içinde gelişiyor Burak Bedenlier'in çalışmaları.
Petrit Halilaj, erken yıllarında savaş döneminin bütününe tanıklık ettiği Kosova' da büyümüş. Onun insan ruhunun ve dönemin en anlaşılması güç psikolojik katmanlarına odaklanmasını sağlayan bu yansıma, çalışmalarının başlangıç noktasını oluşturmakta.
Kendi bedeni tarafından emilen acının dışa yansıtılmama ilkesi Şükran Mertcan'ın yapıtlarının bağlamını oluşturuyor.
Farklı yaşam formlarının içinden gelen sanatçılar, yapıtlarını niteliksel bir tutarlılık içinde yan yana getirerek, bağlamını sapmaya maruz bırakmadan okunaklı hale getirmektedirler.
Mürteza FİDAN, 2009