Siemens

Siemens Sanat
Anketimize katılmak için lütfen tıklayınız.

Adada Bir Yaz

Emre Zeytinoğlu

Adanın coğrafi tanımı, denizle çevrilmiş bir kara parçasıdır. Böylece ada yaşamı, sınırların içine yönelik; dışardan içeri bakan bir "kara yaşamı"nı ifade eder.

Böyle bakıldığında (eğer daha geniş düşünülürse) ada sınırlarının dışındaki yerin deniz ya da kara olması pek fazla bir şey ifade etmez. Önemli olan, sınırların "içe yönelik" özelliğinin öne çıkmasıdır.

Bir adalı her zaman adalıdır. Kendi coğrafyasının insanıdır.

Adalı, küresel sürecin ulaşım ve iletişim teknolojilerine koşut biçimde ne kadar ticaret, turizm, siyaset vb. bağlamındaki yoğun akışa tanık olursa olsun, ne kadar farklı insanlarla karşılaşırsa karşılaşsın, o her zaman kendi coğrafyasının koşullarına uyar. Değil mi ki çevresi katı bir sınırla çevrilidir, canı her çektiği an öyle alıp başını uzaklara gidemeyeceğini hisseder.

Sürekli olarak gemi ya da uçak tarifelerine ya da hayli sert kurallar içeren "geçiş koşulları"na bağlı olduğundan, öyle "ani karar"lı da değildir. Uzaklara gitme keyfi ya da gereksinimi ile, gemi ya da uçak tarifesi (tam da aynı an) üst üste çakışabilirse, bir çılgınlık yapıp adayı terk edebilir (daha önceki yıllarda da aynı çakışmayı, denizin durumuyla ya da kiraladığı teknenin kaptanının keyfiyle ya da sınır görevlisinin hoşgörüsüyle gerçekleştirmek zorundaydı).

Oysa bu çakışma onun yaşamında pek az olur; hele adada geçirilen uzun yıllar onu o coğrafyaya iyice bağladıkça, adayı terk etmek isteği (ve enerjisi) düşük bir olasılık halini alır. Genellikle, bir adalı için en büyük macera, bahçe kapısından çıkıp çarşıya inmektir. Hiç akla sığmayacak olanı ise, komşu köye ya da kente gitmektir (işte bu neredeyse bir mucize sayılmalıdır).

Günümüz koşullarında bu durum böyle değil. Hangi ada olursa olsun, hava ne kadar sıcak ya da soğuk olursa olsun, o rahatlatıcı serin ya da ılık rüzgar ister essin ister esmesin; bir adalı her zaman onlarca / yüzlerce kilometre ya da mil katetmek zorunda kalıyor ve "iş" yollarına düşüp adalı karakterinin üstesinden gelmeye çalışıyor. Oysa her yola düştüğünde şunu da hissediyor: Adalının karakterinde, bir "tembellik hakkı" kullanma iradesi vardır. İşte "bu iradenin doğası nedir" diye sorduğumuzda, elde edeceğimiz yanıt; kişinin doğrudan coğrafi koşullara uygun yaşamasıdır (yani habitatını bulmuş ve ona göre bir yaşam kurmuştur; ondan vazgeçmesi zordur).

Ancak diğer yandan "ada" sözcüğünün yaydığı kanı, deniz ile ilişkilendirilmesidir. Daha da öteye gidersek, ada, çoğunlukla insanlara bir "yaz yaşamını" çağrıştırır: Denizin ve güneşin akla geldiği turistik alanlar¢ï¿½ Ne var ki adanın içe dönük sınırları, deniz ve güneşin çağrışımlarını kimi zaman yok eder ve o alanı farklı yaşanmışlıklar çerçevesinde, farklı çağrışımlara sürükleyebilir. Böylece "adada bir yaz" başlığı, günümüzün tüketim kültürüne olan turistik bağından çözülür ve "adalı"nın bizzat yaşadığı özel durumlara tekabül edebilir. Bu, bir "ada yazı" algısı ile tam bir çelişkidir. Adanın alışılmış algısının altında, hayli güçlü yaşamsal ve zihinsel farklılıklar su üstüne çıkar. Hatt¢ şu da söylenmeli ki; adalıların ada hakkındaki algıları, birbirine eşdeğer değildir.

İşte bu sergide yer alan sanatçılar, yukarda belirtilen "ada yaşamı"nı farklı biçimlerde deneyimleyen / algılayan sanatçılardan oluşmaktadır. Bu farklı deneyimlerin / algıların benzer ya da benzemez halleri, sergideki yapıtların yan yana duruşları ile ortaya konulmaktadır.

Daha belirgin bir saptamayla: Bu sergideki sanatçılar kendi adalarında, genel olarak insanların "ada" hakkında öne sürdükleri tüm verileri hissetmektedirler. Bu sanatçılar, bir yandan yaşamlarını bağladıkları o adaların, hem ticari, hem turistik, hem siyasi vb. yönlerini yaşamak zorundadırlar. Daha da ilginci, o adalar hakkında "başkaları" tarafından kurgulanmış romantik öykülerin de muhatapları; hatt¢ bizzat figürleri bu adalı sanatçılardır.

Oysa tüm bu "ada" tanımları dışında, bu adalı sanatçıların, kendi adaları hakkındaki özgün düşünceleri nelerdir? Oradaki yaşamlarının pratiği ile duygusal dünyaları, dışardan kurgulanmış o öykülerle ne kadar çakışmakta ya da onlardan ne kadar ayrı düşmektedir? "Adada Bir Yaz" sergisi, işte bu sorular üzerine tasarlanmış bir sergidir.

Emre Zeytinoğlu

Curator