80'lerden itibaren pratik karşılıklarını bulmaya başlayan küresel-entegrist paradigmalar, yaşamın hiçbir alanını atlamadan köklü değişimler gerçekleştirmektedir. Bu değişimlere paralel olarak, yeni ağırlık merkezlerinin oluştuğunu görmekteyiz. Bizzat içinde yaşadığımız tarihsel deneyimimiz; ağırlık merkezlerinin yer değiştirmesinin küresel ekonomi politikalarına bağlı olduğunu gösterdi bizlere.
Özellikle 90'ların ikinci yarısından sonra her küresel ekonomi kendi varlığını karşılayacak kültür politikaları geliştirmektedir. Bu da yeni bir paradigma demektir; günümüzde her paradigma bir merkezin dağılmasına, her merkez dağılması da, yeni merkezlerin oluşmasına yol açmaktadır. Her yeni merkez birçok çelişkiyi ve çatışmayı da kendi bünyesinde barındırır. Yeniden yapılanmak için yıkıma da hazır olunmalıdır. Bu merkezlerde atağa kalkan yaygın kentleşme, toplumsal mübadelelerin olağanüstü oranda gelişmesine, sosyal hareketliliğin dinamizm kazanmasına ve ötekilerden yalıtılmış zihniyet bariyerlerinin yıkılmasına olanak sağladı.
Küreselliğin hem ekonomik hem de kültürel lojistiğinin en önemli ağırlık merkezlerinden biri olan Türkiye'de, yeni bir merkezin yapılanmasına paralel olarak, toplumsal gerçekliğin karşılığının bulunmadığı modernliğin kültürel kaidelerinin çökmesiyle oluşan çoğul temsillerin yarattığı homojenlikteki yırtılmalarla karşı karşıya bulunmakta.
Diğer yandan teknolojideki baş döndürücü gelişmelerin yaşam tanımı olarak yansıdığı gündelik hayat, insan ilişkilerinin doğrudan yaşanmadığı ama yerlerini heyecan verici temsillere bırakarak uzaklaştığı bir başka toplumsal yırtılma olarak karşımıza çıkmakta.
Bu yırtılmaların yarattığı sosyal dokudaki yarıklara, Sınırlar Yörüngeler 03 - 04'te yer alan on dokuz genç sanatçı, mütevazı ama kimi zaman sükunetle kimi zaman da saldırgan üslupta giderek tıkanmış kanalları açmaya ve gerçeklik katmanları arasındaki temasları sağlamaya çalışıyorlar...
İşlerinde toplumsallığın yeni formlarını kullanmalarıyla, yaşamın çağdaş formlarını eleştirmeleriyle, genelde kültürel ve özelde de kendine özgü diyalog formlarını üretmeleri ile farklı bir duruş sergiliyorlar.
Çalışmaların mediumlarını çoğunlukla resim yerleştirme ve videolar oluşturmakta; Burcu Yağcıoğlu'nun resimleri, öznel-kendinde olanın izleyici tarafından keşfedilmesini talep ediyor. Mehmet Dağ'ın yerleştirmesi, içi boşaltılan kültürel göstergelere işaret ediyor. Alpaslan Karaaslan, günümüzün kültürel bir formu ile nesnel bilgi arasındaki muallaklaşmayı kameranın anlık seçimiyle tespit ediyor. İlke Yılmaz'ın çalışması, bizleri küresel eylemsellikteki mekansızlığın form göstergeleriyle karşı karşıya bırakıyor. Hacer Kıroğlu, 'ben'liğe yönelen dayatmalara karşı, direnç formlarının üretilmesinin gerekliliğinin uyarılarını yapıyor. Sadik Arı, faal zamanin mitolojik formlarini desenlerinde cozumluyor. Fulden Aran resimlerinde sessiz diyalog formları geliştiriyor. Esra Yeşildağ, ütopik masalsı korunaklar inşa ediyor. Deniz Üster, yerleştirmelerinde, arzu nesnelerinin göstergeleri üzerinde çözümlemeler yapıyor. Ayşe Topçuoğulları, resimlerinde gündelik olan ile militarist göstergeler arasındaki mesafelerle oynuyor.Selin Kocagöncü, galeriyi hayallerin mübadele marketine dönüştürüyor. Sena Başöz, desenlerinde, bireysel geçicilik, kamusal alan ayrımını konu ediniyor. Elif Öner, hızın göstergesini yavaşlığın göstergesine dönüştürerek içselliğin diyalojisini üretiyor video görüntülerinde. Güler Aşık, kentin sosyalliğinin azameti karsisinda yıkıntıya uğramamak icin umudun varlığına sığınabileceğimizi hatırlatıyor bize. Cemile Kaptan'ın gündelik yaşamın içinde dolaşan kamera ile bir yaşam formunu sabitleyerek kavramsallaştıran seçimler oluşturmakta. Çınar Eslek, gösterilenden mahrum göstergenin tekinsizliğinin görüntüleriyle izleyeni karşı karşıya bırakıyor. Sema Kayaönü'nün kolajları kaosun iç düzenine vurgu yapıyor. Seçil Alkış, nesneler üzerindeki zamansal lokal formları alıntılıyor resimlerinde. Kerem Ozan Bayraktar, çocukluk hayali ile ölümün gelecek olarak çalışmasının animasyonuyla ütopik bir aralıkta bırakıyor izleyiciyi...
Sergide yer alan genç sanatçıların çalışmaları özerk ya da özgün bir form olarak kendisini, yaratıcı sürecin ulaştığı en yetkin noktada, seyirlik bir nesne, bitmiş bir iş olarak değil; izleyicinin bakışını yakalayarak onunla yaratıcı etkinliğe girerek, etkileşimler talep etmektedir.
Nisan, 2008
Mürteza Fidan