Siemens Sanat'ın halen devam etmekte olan "Görünmez Manzaralar" adlı sergisinde beş sanatçı, sanatın en klasik başlıklarından bir tanesini, günümüz sanat ve toplumunun manzara anlayışını incelemek amacıyla, güncel formlara ve kavramlara dönüştürüyorlar.
15. yüzyıldan itibaren manzara kavram olarak giderek önem kazandı ve 17. yüzyılda bağımsız bir tarz halini aldı. Manzara, sanatçının güzellik anlayışının yansımasının dışında asla tabiatın kopyalanması şeklinde algılanmadı. Dolayısıyla, genel olarak bir manzara resminde gördüğünüz doğa değil, sadece kültür; natüralizm değil, idealizmdir. Burada tuval, zihindekilerin yansıdığı bir ekran görevi görür.
19. yüzyılın sonundan beri manzara soyutluk, deformasyon ve bozulma fikirlerine konu olmuştur. Modern sanatın öncülerinin yapıtlarında doğanın tahrip edilmesi ve "doğal" dünyadan "yapay-kültürel" dünyaya geçiş yansıtılır.
Manzara artık günümüz sanatında önemsiz bir rol oynamaktadır. Giderek büyüyen global şehirleşme nedeniyle asıl odaklanılan konu, şehir ve şehir bağlamındaki fikirlerdir. "Doğal" olanın azınlıkta, "kültürel" olanın lider konumunda olduğu bir dünyada haliyle manzaralarımıza şehir görüntüsü hakim olmuştur.
Şehir, ağaçların yerini binaların, hayvanların yerini otomobillerin, çimlerin yerini betonun almış olduğu balta girmemiş bir ormandır. Dolayısıyla kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Günümüzde pitoresk manzaranın anlamı nedir? Beton, cam ve çelikten oluşan bir manzaraya sahip olan bizler günümüzde doğayı nasıl görüyoruz?
Bu sorular "Görünmez Manzaralar"ın başlangıç noktasını oluşturuyor. Siemens Sanat'taki sanatçılar, manzaranın tek görevinin sanatçının iç dünyasını yansıtmak olduğunu ifade ediyorlar. Manzara, insanoğlunun dünyaya hakim olması ile birlikte doğanın yalnızlığa itilmesi üzerine yaratılmış akıl manzaralarıdır. Şehirlerde yaşayan bizler, doğanın güzelliğini sadece ondan ayrı kaldığımız zaman görebiliriz. Bir turist gittiği yerdeki manzaranın güzelliğini görebilir, ama orada yaşayan bir kişi, oranın bir parçası olmasından dolayı aynı güzelliği göremez. Tarladaki çiftçi çevresine baktığında kırların güzelliğini görmez; doğayı bir malzeme olarak, bir önceki ekimin sonucu olarak görür.
Bugün bir paradoks ile karşı karşıyayız; doğayı tahrip ederek bozulmamış manzaraları şehir manzaraları haline getiren modern insan, romantik yaradılışından ötürü, gerçek ve sanal dünyanın bir karışımını yaratarak doğaya yakınlaşmak, ona geri dönmek istiyor. Görüntü üreten endüstriler, içinde zihinlerin bir kaçış noktası bulduğu, cenneti - gerçekleşemeyecek bir rüyanın yansımasını - anımsatan el değmemiş bir tabiat bulabilmek için yapay manzaralar yaratıyor.
"Görünmez Manzaralar", manzaradaki bu anlayış ve anlam değişikliğini yansıtıyor. Siemens Sanat'taki sanatçılar, geçmişteki doğal çevrelerin, yaşam hikayeleri ve hayalleri bir araya toplamak için yapay bir çerçeve oluşturduğu çelişki ortamını gözler önüne seriyorlar. Günümüzde gerçek ve sanal kavramları birbirleri ile bağlantılı oldukları için manzara, şehir yaşantımızda yıkıcı bir olgu halini almıştır. Ağaçların yerini evler, akarsuların yerini sokaklar, maymunların yerini ise insanlar almıştır. Her şey değişiyor ve sürekli aynı.....evrim. Evrim mi? Hangi evrim, o da ne?
Kuratör
Marcus Graf